Veysel Çolak - "Eski, Eskimeyendir" (Eylül)

Sayı: 167-168 EYLÜL- EKİM 2009

Kullanıcı avatarı
sstuncel
Özgür Dost
Mesajlar: 8592
Kayıt: Prş Eki 13, 2005 09:13
İletişim:

Veysel Çolak - "Eski, Eskimeyendir" (Eylül)

Mesajgönderen sstuncel » Cmt Oca 02, 2010 17:49

Veysel ÇOLAK

“Eski, Eskimeyendir”

“Şiirde öncü yorum” deyince, bundan rahatsızlık duyanlar olabilir. Bunun anlamsal bir açıklığının olmadığı da söylenebilir. Karışıklık gibi de görülebilir bu. Öncü şiirdeki iticiliğin, tanımdan kaynaklandığı da düşünülebilir. Öncü şiirin bir geçiş aşaması, bir dönem olup olmadığı da sorgulanabilir.
Bütün bu yaklaşımları karşılamak üzere bir tanım getirmek gerekirse; öncü şiirin, yeni bir şiiri hazırlayan şiirdir, denilebilir. Elbette öncü şiir tamamlanmış bir şiir olmalıdır, ama bunun olanaksızlığı da ortadadır. Çünkü şiir (sanat) söz konusu olduğunda her şiir aranışının bir geçiş sürecini içerdiği, bir evreyi oluşturduğu görülür. Böyle olunca her şiir hem ulaşılan bir sonuç, hem de başka bir şiirin hazırlayıcısıdır. Tanzimat ve Hece şiirinin Nâzım Hikmet’i ve Garip şiirini; Garip şiirinin II. Yeniyi… hazırlaması gibi.
Gündemde olan şiirin, karşıtını belirlemesi; görüşü sığ şairlerin düşüncelerinden daha karmaşık, diyalektik bir yol izlediği gözden kaçırılmamalıdır. Bir önceki şairler kuşağına, onların şiir anlayışına karşı çıkmak, onların yazdıklarını yadsımak öncü şiirle buluşturucu olabilir; ama şiirin en eski kaynaklarına giderek, geleneği oluşturan yapıtlardan beslenerek de öncü şiirler yazılabilir. Bu anlaşılmadığı sürece, birikimi içeren bir yenileşmeden söz edilemez. Demek ki öncü şiir denilen ‘şey’ geleneğin içerisinde karşıt bir öğe olarak bulunuyor. Bir mermerin içerisindeki sonsuz heykel olanağı gibi. Böyle bakılınca öncü şiir, sanılandan hayli farklı bir içerik taşıdığı görülüyor. Şunu da belirlemekte yarar var: Devrimci, öncü şiir evrimini tamamladığında, eskir; tarihselliği içerisindeki yerini alır. Gerçekten görevini yerine getirmişse kalıcı da olur. Öylesine ki Melih Cevdet Anday’in deyimiyle “Eski, eskimeyendir.” artık. Başlangıçtan bu yana hep böyle bir gelişim izlemiştir şiir. Değişiklikler yapıda, biçimde, biçemde, seste olmuştur hep, ama bunu önemi de yadsınmamıştır. Çünkü şiirin sürekliliğinin eleştirel değerlendirilmesini, şiire sokulan yeni öğelerin açıklanmasını sağlar bu. Sosyolojik olarak her toplum biçiminin ömrünü tamamlaması ve yıkılış noktasına gelmesi sonucu, o toplum kendini yeniden kurmaya başlar. Bunu yaparken siyasal etkenler, toplum yapısı tarafından belirlenir, yönlendirilir. Ortaya çıkan değişiklikler de bireylerde karşılığını bulur. O süreçte değişen bireydir, dildir. Değişim, yüzeysel olandadır, böyle olduğu için köktenci bir değişim değildir bu. Anlaşılacağı üzere siyasal yapı köklü bir değişime uğratılamaz aslında, yapılan daha çok biçimsel bir değişikliktir. Bir siyasi partinin gitmesi, yerine askeri yönetimin gelmesi gibi. Aslında gerçekleşen, gücünü yitirmiş iktidarların kendilerini yenileyerek, sistemi sağlamlaştırmalarından başka bir şey değildir. Bu süreçte iktidarı elinde tutanların toplumun çoğunluğunu kendilerine inandırırlar. Bunların içinde yazar, şair, gazeteci, sanatçı kişiler de bulunabilir ve bunlar toplumu iktidara yakınlaştırırlar. İktidarı elinde tutan güç, toplumu yeniden biçimleme sürecini başlatır; giderek tarihsel sistemi pekiştirir. Tolum ise direncini bütünüyle yitirmiş hale gelir. Bir çelişki gibi görünebilir ama öncü şiir de “Bazı anlatım kalıplarının yorgunlaştığı, yıprandığı, yozlaştığı, gerilerde kalmış modelden uzaklaşıldığı an, sanki kendiliğinden ve zorunlu ortaya çıkar.” ; ve bir biçimiyle de geleneğe bağlanır. Sürekliliği olan temel öğeler korunur, öne çıkartılır yeniden. Belirleyici olan da budur. Bir şiirin değer kazanması da buna bağlı gibi görünüyor. Ayrıca güncel olanın tarihsel olanla ilişkilenmesi de buna bağlı. Öte yandan tarihsel derinliğe ve güncel yaşantıya bilinçsizce karşı çıkmak; kalıcılığı olmayan bir şiire götürecektir şairi. Hep öyle olmuştur ve tutumu bu olan başarısız şairlerin hızla birleşmesine ve ortamı ele geçirmelerini neden olmuştur. Şimdilerde olduğu gibi.
Bugün anlaşılmadığı söylenen bir şairin kendini anlatmak için kaç yıl geçmesi gerekiyor?.
Yazabilecek birini bulup çıkarmak da en az yazmak kadar önemli -- belki daha önemli bir iş.

“DİZE DERGİSİ” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron