Dil Ve Din İlişkisi

Sayı: 167-168 EYLÜL- EKİM 2009

Kullanıcı avatarı
sstuncel
Özgür Dost
Mesajlar: 8592
Kayıt: Prş Eki 13, 2005 09:13
İletişim:

Dil Ve Din İlişkisi

Mesajgönderen sstuncel » Cmt Oca 02, 2010 17:51

Dil Ve Din İlişkisi

Dilin dinle ilişkilendirilebilir olması çok özel bir durum değil. Çünkü dil düşünülen ve duyumsanan her şeyle bağ¬lantılıdır. Algılamanın, tanımlayabilmenin ve başkalarına aktarabilmenin tek olanağıdır. Kısaca kullanılabilir bir araç¬tır. Gene dil, doğası gereği bir canlının (organizmanın) özelliklerini gösterir. Birçok sözcüğün konuşma ve yazı diline girdikten sonra: bir tarihte unutulmaları, kullanılmaz oluşları, onların ölümüdür. Derleme ve tarama sözlüklerinde binler¬ce ölü sözcük vardır. Bunun yanında bi¬limsel buluşların, yeni durumların ortaya çıkmasıyla gereksinilen adlandırma; yeni sözcüklerin doğmasına neden olmakla¬dır. Eğer uzaya gidilmeseydi astronot veya kozmonot sözcükleri olmayacaktı. Öle yandan var olan sözcüklerin de yeni anlamlarda kullanılarak; anlam genişle¬mesine uğratılmaları olanaklıdır. Bu da bir yenileşme, zenginleştirme sayılabilir. Gereklidir de. Çünkü, ancak o zaman sözcüklerin yeni bağlamlarda yazarın yaratıcılığı ile kullanımı gündeme gelir, ge¬lebilir. Bu, düşünülmesi ve sürekli gün¬demde tutulması gereken bir konudur Her yazarın, her şairin varlık nedeni (yokluk nedeni de) buna bağlıdır. Yoksa dilin kullanıla kullanıla oluşan kalıpları-nın dışına çıkılması olanaksızlaşır Anonimleşmiş bir dille yazıyor konuma dü¬şer kişi. Böylece düşünsel yaratıcılıkları uzaklaşırken özgün bir dilden de söz edilemez olunur. Yeni düşünceler yeni bir dili (anlatımı) gereksinir. Kısaca, an¬laşılması gereken bu. Ama farkında olu¬namayan ‘şey’ de bu. Bugün onca yaza¬rın, şairin dil-kişiliklerinin olmayışının bir başka açıklaması yok. Gene buna bağlı olarak, dilin alışılagelmiş kullanı¬mının barındırdığı ideolojiyi yeniden üreterek yaygınlaştırıyor ve egemen kılı¬yor. Bu da, kendisinin bir ideolojik yöne¬limi varsa bile bunu yazdığına yedirememe, alıcıya (okuyucuya) ulaştıramama sorununu gündeme getiriyor. Dilin, yüz¬yıllar boyunca yinelenen kullanımına yapılan etki; ideolojik bir içerik de taşıyor doğal olarak. Demek ki yazılacak bir şeyler her zaman bulunabilir: önemli olan nasıl bir dil kullanımıyla bunun gerçekleşeceğini bulabilmektir. Edebiyatımızdaki estetik ve içerik sorunlarının kaynağını; bunun anlaşılmayışında ara¬mak gerekmekledir. Yazmaya başlayanların hiçbir düşünsel hazırlığının olmayı¬şı açıklayıcıdır. Yazılacak bir şey bulununca bu yeterli sayıldı. Bunun sonucunda da kaba, fotoğraf gerçekçiliği yaygınlaş¬tı. Bu anlayışın tam karşısında yer alma¬ya çalışanlar ise bilinçsizce dille oyna¬mayı yeğlediler. Bunların yazdıkları da bir sanatsal yaratı, bir şiir olarak kendini tanımlayamayacak deneyler olmaktan kurtulamadı. Örneklersek: Her şiir önce¬likle kendini tanımlayan bir izlek oluştu¬rur. Bu bile başarılmış değil. Böylesine gelişen, yaygınlaşan kısırlaşma gelecek yıllarda şiirin önünü kesecek uzun yıllar güzel şiirlerin yazılması ertelenmiş ola¬caktır.
Yanılgı, edebiyatın bütün alanlarında kendini gösteriyor. Şiir özelinde irdelememi sürdürmek istiyorum: Öncelikle kültürel donanımdan yoksunluk ve bu¬nun anlaşılmayışı: yaratıcılığın gerektir¬diği özgürlükmüş gibi anlaşılıyor. Oysa her sanat ürünü bir disiplindir, bir disiplini gerektirir. Bunu da, kültürel birikim sağlayabilir ancak. Bu anlayışla yola çı¬kılmadığında ise yazılanlara tarih içeri¬sinde bir yer bulmak olanaksızlaşıyor. İnsan ne yapacağını öncelikle bilmek du¬rumundadır. Onu gerçekleştirirken de, kullanılması gereken malzemeyi ve araç¬ları iyi tanıması zorunludur. Buzdan bir heykel yapabilirsiniz ama onun ömrü an¬cak yapılış süreci kadardır, belki de de¬ğil.
Şiire ve sözcüklere dönmek isliyo¬rum. Her sözcük tarihselliği içerisinde yüklendiği anlamlarla ve kendini oluşturan ses değerleriyle tanımlanır. Kullanıldıklarında ise bir buluşma, bir sürtüşme, olur sözcüklerin arasında. Böylece oluş¬turulan bağlam, her sözcüğün karşıladığı anlamı aşar. Yani bilinçle yan yana getiri¬len sözcükler; bir dize, bir cümle olarak vardırlar. Bunlar da birer yapıdır artık. Orda ise artık sözcüklerin anlamı yok, oluşturulmuş yapının bir anlamı vardır. Bundan ölürü bir şiirin çözümlenmesi: o yapının tanımlanmasından başka bir şey değildir. İşte bu anlaşılmayınca, şiir de elden kaçmış oluyor. Çünkü yapının pe¬şinde olması gereken şairin sözcüklerin peşine düşmesiyle: yazdığı şeyin şiir ol¬masını daha başlan engellemiş oluyor.
Şiirin uzun yıllar kullanılmış, incel¬miş, keskinleşmiş yüzyılar görmüş sözcüklerle yazılabileceği kanısı yaygındır. Bu anlayıştan yola çıkanlar, sonuçta, sa¬dece sözcük derlemeciliği yapıyorlar. On beşinci yüzyılda kullanılan sözcüklere sığınanlar olduğu gibi, İsa'dan önceye uzananlar da oluyor. Bu kötü bir şey de¬ğil, ama seçilen sözcükleri bir bağlam çerçevesinde kullanma koşuluyla.
Bunlar yaşamın bütün alanlarında ol¬duğu gibi dil ile din ilişkisini de açığa çı¬kartıyor. Son yıllarda sağda bilinen şair¬ler kendilerinden hiçbir şey katmadan İslami terimlerle yazıyorlar şiirlerini. Daha doğrusu İslam mitolojisinde karşılığı olan sözcükleri yan yana getirdiklerinde şiir olduğunu sanıyorlar. Yazdıkları belki şiir olmuyor ama bir ideolojiyi aktardık¬ları kesin. Öle yandan solda bilinen şairler ise Hıristiyanlık terimlerine sığınıyorlar. "Zangoç, çan, çarmıh, İsa, kilise..." bıktıracak kadar çok kullanılıyor. Böylece ideolojik yanlış yapmadıklarını sanıyorlar. Oysa bu sözcüklerin yerine çok rahat İslami ter¬imleri koyabilirsiniz. Sonuç hiç değişmeyecektir. Varılan noktada dine, onun tarihine bağlı bir metin çıkıyor ortaya. Din propagandasına dönüşüyor yapılan iş. Türk şiirinde bunun aşılması gerekiyor. Dini sözcüklerin kullanılmasında özenli davranmak, kaçınılmaz gibi. Bunun anlaşılması şiir adına büyük bir kazanım olacak. Şair adına da...
Daha önemlisi terimlerle ve özel adlarla bir şiir-metin oluşturmanın olanaksızlığının görülmesi, bir koşul olarak benimsenmeli gibi. Şair sözcük¬leri kullanmalı, sözcükler onu değil.

(Kaynak verilirse eklenecek)
Yazabilecek birini bulup çıkarmak da en az yazmak kadar önemli -- belki daha önemli bir iş.

“DİZE DERGİSİ” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron